YEMEN CEPHESİNDEN MEDİNEYE, AKŞEHİRLİ KAHVECİOĞLU MUSTAFA’NIN YAŞADIKLARI
Kurtuluş Savaşına Yahsiyan’dan katılanlardan biri de Tevfik Şeker’dir. 1900 yılında Yahsiyan’da doğan Tevfik Şeker 1972 yılında Yahsiyan’da vefat etmiştir.
Çanakkale ve Dumlupınar cephesinde gazi olan ve Yunan askerinin peşinden İzmir’e kadar giden Tevfik Şeker savaş bitiminde Yahsiyan’da çiftçilik yaparak geçimini sağlamıştır. Tevfik Şeker’in anılarını torunu Tevfik Duran şu şekilde anlattı:
“Tevfik Şeker benim dedem olur. Kendisi Çanakkale’de, Dumlupınar’da savaşmış ardından Yunan askerlerini İzmir’e kadar kovalamıştır. Dedem askerliği ile ilgili pek bir şey anlatmaz ayıp sayardı. Ne zaman savaşı sorsak gözleri dolar vatanı kurtarmak icap etti, biz de vazifeli idik, vatanımızı kurtardık der gözleri dolardı. Belli ki yaşadığı o savaşlarda birçok şey yaşamıştı. Dedem 1972 senesinde Yahsiyan’da vefat etti, madalyası var idi. Dedem vefat ettikten sonra devlete vermişler.”
Günümüzde Tevfik Şeker’in soyundan gelenler Şeker soyadını taşımaktadır. Duran, Ceylan, Solmaz, Türk, Cengiz soyadlarını taşıyanlar ile yakın akrabalık bağı vardır.
Tevfik Şeker’in hikâyesi sadece bu kadar değildir. Soyadı kanunu çıkınca babaları Yemen’de kalmış dört kardeşin ikisi ŞEKER, ikisi ise SEVER soyadını almıştır. Tevfik Şeker, Osman Şeker, Kadir Sever, Ramazan Sever. Kardeşlerden Kadir Sever’in torunu Gülşen ÜLKÜ, bu dört kardeşin babaları ile ilgili şu bilgileri vermiştir:
“Annem Münevver Ülkü anlatırdı. Babaanneleri Sultan anlatırmış onlara da. Dedesi Kahvecioğlu Mustafa; Yemen Savaşına gitmiş bir daha da dönmemiş... On binlerce Osmanlı askerine mezar olan Yemen harbinden dönmeyen tüm asker aileleri gibi eşi Sultan Ninemizde bağrına taş basmış. Yok yoksulluk yakasından düşmezmiş ama dört erini de büyütüp vatan hizmetine sunmuş. Eşinin hasretiyle yollara baka baka ölüp gitmiş...
Her bir çocuğu odunu ocağını kurmuşken bir gün (60’lı yıllar) yakın köylerden, Gürnesli biri köyümüze kavak alımına gelmiş. Meramı sadece kavak değilmiş, Mustafa Dedemizin çoru çocuğunu soruşturmuş. Var, demişler ve Kadir Dedemize getirmişler. Toplanmış bütün kardeşler... Adam, nerden başlayacağım bilmiyorum ama sizin babanız sağ, demiş. Bizimkiler nasıl olur, öyle mi, böyle mi deyip sorguya geçmişler. Sonra sözü edilenin gerçekten kendi babaları olduğu kanaatine varmışlar.
Kavak alımcısı Hacca gittiğinde Medine’de görmüş dedemizi. Meğer ölmemiş. Yemen Harbinde, İngilizlere esir düşmüş. Tüm esirlerle birlikte Hindistan’a götürülürken birkaç arkadaşıyla birlikte kurtulup kaçmışlar. Yaya olarak gündüz saklanıp gece yol alarak Medine’ye kadar gelmiş. Orda Müslüman memlekete geldiği için rahatlamış. Daha da ötesine gidecek dermanı kalmamış. Zamanla oradan bir hanımla evlenmiş, tüccarlık yapmaya başlamış. Altı çocuğu olmuş; Türkiye’ye gelme hayali de her çocukla birlikte azalıp kaybolmuş... Adamın Gürnesli (Altuntaş) olduğunu öğrenince, aman benim çocuklarımı bul, bu adresi de onlara ver, yanıma gelsinler; dünya gözüyle göreyim onları, demiş.
Tabii bu haberi duyan bizimkilerde bir bayram havası... Herkes çok mutlu olmuş babalarının yaşadığını öğrenince. Yaşasaydı, en çok da anamız Sultan sevinirdi bu habere, demişler. Yıllardır dokunmadığı kır saçlarını kınalar, sandıktan güzel entarilerini çıkarıp geleceği güne hazırlık yapardı, diye diye üzülmüşler.
Mustafa’nın uşakları, aralarında anlaşmışlar; içlerinden birisi gidecek, babasını bulup ön görüşme yapacak, sonrasında ise duruma göre yol alacaklarmış. Babamız ve oradaki diğer kardeşleri de görsünler diye, önce hep birlikte bir fotoğraf çektirmişler. Ne var ki oğullarından Osman, ölmüş olduğundan, bu fotoğraf karesinde yokmuş. Onun yerine oğlu Kemal yer almış fotoğrafta...
Sonrasında Medine’ye nasıl gidilebileceğinin yollarını araştırmaya başlamışlar. Sorup soruşturmalar, hesaplar kitaplar... Olmamış! Gözü kör olsun... Bu kez de parasızlık, izini bulmuşken yeniden kaybettirmiş babalarını…
